Cahit Zarifoğlu Sözleri

Sizler için aşağıda harika Cahit Zarifoğlu Sözleri sözlerini derledik. Bu içerik, kısa ve uzun seçeneklerle etkileyici bir şekilde duygularınızı ifade etmenizi sağlıyor. Yeni ve güzel ifadelerle zenginleştirilmiş bu Cahit Zarifoğlu Sözleri, sosyal medya platformlarında paylaşım yaparak dikkat çekmenize yardımcı olacak. Unutmayın, asksozlerikisa.com.tr de bulacağınız bu sözlerle, günlük mesajlarınıza anlam katabilirsiniz.



Şimdi yoksun üstelik uzaktasın ellerin yapayalnız biliyorum gözlerin dalıyor yine hep benim için olmalı.
Rüzgâr nereden eserse essin güzeldir. Alevler bir ayrı âlemdir. Dirlik sevinçtir göç içimizedir.
Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse ancak o zaman sokaklar meydanlar ardına kadar açılır.
İnsan sevmeli; bazen bir insanı yahut da bir ağacı ya da kanadı kırık bir kuşu.
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden, Suriye’nin toprağından, Bosna’nın bayrağından, Gazze’nin gözyaşından öpüyoruz…
Değil mi ki kavuşmalarımız topal. Ayrılıklarımız koşar adım.
Zira, gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çabuk kirlenir.
Yaşamak bir perde gibi kalkıyor aramızdan. Zamansız mekânsız bir tünel başındayız şimdi.
Bir gün ister istemez karşısında olacaksın kaçtıklarının. Dua et o gün henüz mahşer olmasın.
Ben onunla içimden konuşuyordum.
Seni sevmek merhamettir Kudüs. Seni sevmek Peygamber duası gibi.
Hayır kalbim yorulmadım hayır hayır yıkıl daha.
Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken, senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum.
Filistin bir sınav kâğıdı her müminin önünde.
Buruşturularak atılmış bir kâğıt parçası gibiyim. İçimde kalkıp gidenlerden doğan boşlukların ağırlığı… Ve sevmek. Ve korkmak ve nasıl uzaydaymışım gibi yalnızım.
Bakıyorsunuz zulmedilenlerin tek ortak özelliği var Müslüman oluşları ve zulmedenlere bakıyorsunuz onların da bir tek özelliği var Kâfir oluşları veya küfre hizmet edişleri.
Biz kendimizi hep doğru yoldan ayrılmamış kabul eder ve dünyanın bir imtihan hane olduğunu hep başkaları için düşünürüz.
Hayalimin ayağı yere değmiyor henüz. Onun gerçekleşmesine dayanacak onun yükünü kaldıracak topraklarım yok.
Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak arayacağımız yer bellidir.
Adam acı mümkün olduğu kadar kendi içine aksın diye yüzünü öne eğmişti.
İçim, ey içim. Bu yolculuk nereye? Yine bir şehrin ölümünü başlatır gibisin.
Bir ölüm vefalı bir de sonbahar.
Bu dünya soğuk… Rüzgâr genelde ters yöne eser. Limon ağaçları kurur. Bahaneler hep hazır. Güzel günler çabuk geçer. İçimiz hep bir hoşça kal ülkesi.
Ah şu yalnızlık kemik gibi ne yana dönsem batar.
Ve önemli olan ‘an’dır. Onu ibadet sabır anlayış tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir.
Farz et körsün olabilir. El ele tut. Taş al ve at. Kâfiri bulur.
Kuşlara takılıp gidiyor aklım.
O sabah ezan sesi gelmedi camimizden. Korktum bütün insanlar için bütün insanlık adına.
Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü.
Şöyle irice bir kelime bul ok atsın yüreğime.
Yıkılmak binaya mahsus bir şey değil ki, Züleyha. Bir insanın, bir cümle ile yıkıldığını gördüm ben.
Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.
Evet hatırladım küçük basit şeyler yetiyor kederlenmeye. Ya mutluluğa?
Uçmayı öğrenmeden göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz.
Bir tabut düşün, içinde ben, içimde sen.
Dedi ki sen şairsin elindeki bu taş ne? Dedim ki şair aşka boyun eğer zulme değil!
Şöyle olmuş: Ben sen demişim sense sen.
Ayrılıkla başım belada gözlerini çevir gözlerime yoksa ben sensiz bu sessizlikle. Deli gibiyim sensiz bu sensizlikle.
Kalbinizi yumuşatın ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.
Bize sözlerimizden çok yüreğimizden anlayan gerek.
Oturup konuşsak geçerdi belki her şey, başını alıp gitmek sevdaya dahil değil.
Bazen yağmur olmak ister insan. Yağmak ister sevdiğinin yüreğine.
Kapı aralığından baktığımda görebildiğim en güzel şeydir yaşamak.
Vicdanen rahat olmamız yetmiyor. Başkalarının hakkımızda yanlış kanaatler edindiğini görmek üzüyor bizi.
Nereye kadar kendinden kaçabilirsin? Ya bir daha geri dönemezsen…
İnsan kendi mutlu olma imkânını görebilmeli. Mutluluksa filmlerin romanların içinde değil kendi yaşadığımız basit hayatın içindedir. Ve önemli olan yaşanılan andır.
Az ağlıyoruz, dünya bu yüzden çok kirli.
Sevgisizliğinin dayatıldığı coğrafyalarda aşk şiiri yazmak bile başlı başına baş kaldırmaktır.
Gökyüzüne bakmayanların kalbi daha çok kirlenir.
Bitti o şiir, başka mısra gerekmez.
Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde. Bir ölçü bir adaletli ki eşi emsali bulunmaz.
Bir duruşu olmalı insanın. Bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı.
Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.
Gelecektim ama daha kötü bir hatıram olsun istemedim.
Haydi bir şeyler daha yazayım diye kaleme sarılmayın. Beklemeyi bilin. Susayınca acıkınca nasıl anlıyorsak yazmak anını da anlarız.
Diline bir düğüm at ve otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu münakaşa ve cedel su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl ya da engelle.
Düştümse sana bakarken düştüm.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı.
Az az ölüyoruz her gün yağmurdan havadan bahseder gibi.
Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz. Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.
Başıma düşmüş sevda ağı. Bir başıma tenhalarda kahroldum.
Dedim ya işte bocalıyorum. Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?
Ve insan en çok göğe vurgun. Sonra zifiriliğe, şiire ve hep Allah’a.
Bilmediğim ve ne yapacağı belli olmayan bir duyguyla hırpalanıyorum boyuna.
Ateşe hakiki bir çay koyalım. Şehri unutanlardan olalım.
Ölü kalbimiz dirileydi hakka dönüp sadakayla yıkanaydık dünyaya hiç meyletmeyeydik.
Bana hissettirdiklerini seviyorum, sanki her şey mümkünmüş gibi, sanki yaşamaya değermiş gibi.
Ehli takva olun ehli secde olun. Farzları alenen yerine getirin. Nafileleri kendi nefsinizden bile gizleyin.
Çok geçmeyecek aradan şöyle diyeceğim: Bulutlar açmadı, mavi gök orda mı?