Tomris Uyar Sözleri

Sizler için aşağıda harika Tomris Uyar Sözleri sözlerini derledik. Bu içerik, kısa ve uzun seçeneklerle etkileyici bir şekilde duygularınızı ifade etmenizi sağlıyor. Yeni ve güzel ifadelerle zenginleştirilmiş bu Tomris Uyar Sözleri, sosyal medya platformlarında paylaşım yaparak dikkat çekmenize yardımcı olacak. Unutmayın, asksozlerikisa.com.tr de bulacağınız bu sözlerle, günlük mesajlarınıza anlam katabilirsiniz.



Ben güzel şeyler duymak istiyorum demedim ki, sesini duymak istiyorum o kadar.
Bir şey söyle. Sözü aşsın öze değsin Bir şey söyle, yanındayım mesela.
Sen uyuyordun, bilemezsin. Kaç sigara içiyorum üst üste, kaç eski gazete okuyorum ilanlarına kadar. Her sabah kaç bin güçlükle alışıyorum önümdeki güne, getireceklerine.
Uykunuz kaçtı mı kültürünüz artıyor.
Seninle konuşmak, gergin bir ipte yürümeye benziyor artık. O kadar sertleşmişsin ki, bir rimelin akmasında bile suçlayıcı ipuçları arıyorsun
Yahu, iç sigaranı. Benim kadar çok içmek de iyi değil tabii. Ama başka keyif maddesi kalmadı hayatımda. İçki de içemiyorum artık. Belki bir yere kadar az içebilirim, ama öyle yapacağıma, hiç içmem daha iyi. Her şeyim öyledir. İçkiyi içtim mi çok içerdim. Sevgim de öyledir.
Günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek.
Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak. Hele konuşmayı bir kere unutmuşsan.
Değil mi ki kimse, yaşamın “inceliklerden örülmüş bir ağ” olduğuna inanmıyordu!
Üsteleme. Yolumuz ayrı çünkü. Anlayamazsın.
İnsan önce renklerden başlamalı değişmeye.
İstemeye hakkım var mı bilmem ama seni yürekten ilgilendiren şeyleri, başkalarına anlatmaktan kaçınacağın şeyleri duymak isterdim. Anlat bana.
Unutma, dedi İhtiyar demir kapıyı açarken, Düşlerini kimseye emanet etmeyeceksin, kaptırmayacaksın!
Yani yoksulluk anlatılmaz be ablam. Yoksulluk yaşanır anca.
Konuştukça, söyleyemediklerimiz birikiyor.
Yalnızlığıma katılabilirsin; yalnız soru sormayacaksın.
Bayağılıklar, yoksuIIukIar, kırımlar her an gözümün önündeyken oyalayıcı bir şey yazmaktansa kopkoyu bir karamsarlığı yeğlerim.
Kırıklar zamanında onarılmadı mı büsbütün kırılıyor, durmadan kırılıyor.
Yazarken dünyayı bir anlığına değiştirtebilirken, geçmişimizi bir santim yerinden oynatamıyorsunuz.
Diyorum ki kişinin doğum tarihi pek önemli değil aslında, dünyaya gözlerini açmak daha önemli.
Yaşamak, gitmek demek onun için. Yeryüzü, iki deniz arasında bir nokta demek, iki kent arasında bir istasyon.
Biri geliyor, hayatımıza bir makas atıyor; o yaşadığımız bölüm, bütünün dışına düşüyor.
Bazen sessiz kalmak, kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.
Orada, iskelede yüzümü güneşe kaldırıp öylece oturdum. İyi geldi. Savsakladıklarım, ertelediklerim, eksik bıraktıklarım yüzeye vurdu; hepsini bir an önce tamamlamaya karar verdim. Kalktım, seni aradım.
Bana göre yapılmamış benim için düzenlenmemiş bir dünyada yaşıyorum, doğru.
Bu çocukluğun var ya, hiç yitirme onu, bazıları yitirmezler. Sen öyle bir çocuğa benziyorsun. Korun.
Beni kendime ördüğüm kozanın dışına çıkarmaya çalışıyordun, farkındaydım. Belki bazı kişilikler, kozadan çıkmak istemiyorlardır; o, ölüm kozası bile olsa.
Bir şeylerden kurtuluyorum galiba. Kabuklardan, alışkanlıklarımdan. Bu tümceyi alışkanlıkla söyledim, hiç düşünmeden. Temiz, söylenmemiş ne kaldı ki geriye? Yeni?