Cemil Meriç Sözleri

Sizler için aşağıda harika Cemil Meriç Sözleri sözlerini derledik. Bu içerik, kısa ve uzun seçeneklerle etkileyici bir şekilde duygularınızı ifade etmenizi sağlıyor. Yeni ve güzel ifadelerle zenginleştirilmiş bu Cemil Meriç Sözleri, sosyal medya platformlarında paylaşım yaparak dikkat çekmenize yardımcı olacak. Unutmayın, asksozlerikisa.com.tr de bulacağınız bu sözlerle, günlük mesajlarınıza anlam katabilirsiniz.



Ormanı görmedin. Ağacı görmedin. Rüzgârın önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekasının bütünü sanıyorsun.
Artık herhangi bir hayale kucak açamayacak kadar yorgunum.
İnsanlar hür doğarlar, eşit haklara sahiptirler; hiçbir hülya bana bu kadar çocuksu, bu kadar anlamdan yoksun gelmemiştir.
Hafızaya çakıl taşı gibi saplanan bilgi kırıntılarına yeni bir ad bulduk: kültür.
Birbirini bütün tedaileriyle karşılayan iki kelimeye ne aynı dilde rastlarsınız ne iki ayrı dilde.
Bir ideal için ipe çekilmek, ölümlerin en güzelidir.
Murdar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanıp uçmak gericilikse, her namuslu insan gericidir.
Cinayete ses çıkarmayan caninin suç ortağıdır.
İnsanlık daima kötü oyuncaklar peşinde koşan bir çocuk.
Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekânın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek.
Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!
Bizler ki aynı kitaba baş eğmiş insanlarız. Bizden ala akraba mı olur?
Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.
Yaşayanları yöneten ölülerdir. Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var.
Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var.
Mütercim, mutlak’ı arayan bir çılgın, “felsefe taşı”nı bulmaya çalışan bir simyagerdir.
Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.
Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını yaşanmaz’ laştıranlardır.
Polemik zekaların savaşıymış. Zekalar birbiriyle savaşmaz. Kinlerin, peşin hükümlerin, gizli çıkarların savaşı, polemik. Eski bir inancı yok etmek isteyen yeni bir düşüncenin savaşı. Ve her mübariz kendi cephesinde muzaffer.
Nereye gidersen git, bulacağın aydınlık, zihninin aydınlığı kadar olacaktır.
Bu çökmeye hazır medeniyet üç sütün üzerinde duruyor; süngü, açlık, fuhuş.
Gerçek hükümdarlar, ebedi hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler.
O kadar yalnızdım ki karanlıklardan İblis ‘in eli uzansa minnetle sıkardım.
Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına her şeyini atacaksın; zamanını, gururunu, dehanı!
Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza.
Vakit geçmiyor diye şikâyet ederiz. Neyin geçmesini istiyoruz? Hayatın. Ve hepimiz ölümden korkarız.
Yığın düşünmez, maruz kalır.
Her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır.
Sağ ve sol: Anladım ki bu iki kelime, aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir.
Her çağ kendi kelimelerini söyletmiş kelimeye; her demagog kendi yalanlarını.
Biterek ölmek güzel şey, başlamadan ölmek korkunç.
Hayat herkesin yaşadığı, kimsenin yaşamaktan hoşlanmadığı komedya.
Aydın olmak için önce insan olmak lâzım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan; ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs.
Kültür, kaypaklığı, müphemiyeti ve seyyaliyetiyle Avrupa’dır. Tarif edilmeyen, edilemeyen bir kelime.
Çatışmasız toplum beraber otlayan, beraber geviş getiren adsız bir sürü.
Bilgi, sonu gelmeyecek olan bir fetihtir.
Düşünceye cazip ve parlak bir biçim vermek küçültür düşünceyi. Büyük yazar içinden gelen sesi olduğu gibi haykırandır. Kelimeleri kullanırken avamın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmez.
Din, Avrupa için bir afyondur, bütün ideolojiler gibi.
İdeolojiler, uçurumları aydınlatan hırsız fenerleri.
Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milleti.
Tarihi yaratan, fertle yığın arasındaki anlaşmazlık.
Aydınların aydınlatmadığı halkı, soytarılar aldatır.
Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.
Kitap, zekayı kibarlaştırır.
Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir?
Evladım bu ülkede sağcı solcu ilerici gerici yoktur. Namuslular ve namussuzlar vardır. Siz namuslulardan olunuz. Göreceksiniz, çok kalabalık olacaksınız.
Hiçbir zafer umulanı getirmez, hiçbir bozgun mutlak değildir.
Sol ve sağ. Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit.
Deha tabiatın en tehlikeli armağanı.
Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.
Aşk bir teslimiyettir bir eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır. Aşkın bütün sırrı iki kelimede varlığından soyunmak.
İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmalarıdır.
Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekât veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur.
Duygunun asaleti, kuvvet ve isabetindedir.
İngiliz holigandır. Bir millet değil de bir yığın. Yığın düşünmez, maruz kalır. Nezleye yakalanır gibi tutulur bir fikre. Ateşi yükselince aslanlaşır, nöbet geçirince her mukaddesi unutuverir.
Değişiklik olmayan yerde, hayat yoktur. Keşke düşünceler de insanlar kadar çoğalabilse.
Her toplum bir kitaba dayanır: Ramayana, Neşideler Neşidesi veya Kur’an: Senin kitabın hangisi?
Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.
Kelime: Senin yıldızların kelimeler söyle raks etsinler alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin. Kelime ormanda uyuyan dilber; şair uzaklardan gelen şehzade. Öyle seveceksin ki kelimeleri, sana yetecekler. Yıldızlar Tanrı’ya yetmiş mi? Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve muhterem. Gönülden gönle köprü, asırdan asra merdiven. Kelime kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz, kelime âdem.
Dahi, münzevi bir yıldız; anasız doğan çocuk, anasız doğan ve zürriyetsiz ölen. Zirveden zirveye akseden şarkı.
Tabular tabular! Her adımda şuura dur emrini veren bir jandarma neferi. Her kapının arkasında, elinde bıçak, bekleyen bir harem ağası. Düşünme! Düşüneni iftiranın ve sefaletin lağımında boğduktan sonra ellerimizi yıkayıp, efendim bizde filozof yetişmiyor diye ah u vahlar.
Türk aydını yangından kaçar gibi uzaklaşıyor memleketten. Hayır kirlettiği bir odadan kaçar gibi.